Mustafa Dolmaz

Öğrencilerin Konuları Sevdikleri Şekilde ve Bildikleri Bağlamda Öğrenmesi

Birçok öğretmenin, öğrencilerinin kendileri tarafından öğretilen konuları öğrenemediğinden yakındığını hemen hemen hepimiz duymuşuzdur. ‘‘Anlatıyorum, anlatıyorum fakat öğrenciler anlamıyor’’ birçok öğretmenin büyük oranda kendi başarısızlığını göz ardı etmesini sağlayan klasik savunmasıdır bu sözcükler. Ben bir eğitim fakültesi mezunu olarak buna katılmıyorum. Öğrencilerin başarısının arkasında nasıl ki öğretmen varsa, başarısızlığının arkasında da öğretmen vardır. Yani öğrencilerin öğrenip öğrenmemesinin büyük ölçüde öğretmenin elinde olduğunu düşünüyorum. Normal bir bedensel ve zihinsel gelişim evresi geçirmiş olan öğrencinin öğrenememesi için neredeyse hiçbir sebep yoktur diyebiliriz. Şunları kabul etmemek de  mümkün değildir elbette:

Aile ortamı ve çocuk ebeveyn ilişkisinin öğrencinin öğrenmesi üzerinde bir dereceye kadar etkili olduğu muhakkak doğrudur. Hatta sosyo-ekonomik koşullarda bir yerde öğrenme üzerinde belirli bir etkiye sahiptir.

Sınıfın ergonomik yapısının öğrencilerin öğrenmesi üzerinde etkisi olduğu da doğrudur. Ancak hepsinden daha da etkili ve önemli bir etmenden söz etmek istiyorum bugün okurlarıma.

Konuların Öğrencilere Sevdikleri Şekilde ve Bildikleri Bağlamda Öğretilmesi

Tamamladığım bir sosyal bilgiler dersinin sonunda, başarıya etkisini kendimce doğruladığım bir etmendi. Çocukluk çağında olan öğrenciler oyun oynamayı, hayal kurmayı, film izlemeyi yani kısacası eğlenmelerini sağlayacak etkinlikleri çok severler. Severek yaptıkları şeyleri ise hem daha iyi öğrenirler hem de dersten sıkılarak dersle ilgili olumsuz tutum geliştirmezler diye düşünüyordum ve çocuklar için eğlenceli bir ders hazırlamaya çalışmıştım. Konu milli mücadelede kongreler olunca ne yapabilirim diye düşündüm ve bir belgesel hazırlamaya karar verdim ve Sivas Kongresinde bir belgesel çekimi yaptım. O günkü koşulları, o günün materyallerini öğrencilerin gözleri önüne sermek istedim ve bir ölçüde bunu başardım sanırım. Öğrencilere bu konuyu film-belgesel şeklinde değilde düz anlatım yöntemini kullanarak anlatsaydım kesinlikle soyut konular karşısında bir süre sonra derse olan ilgilerini kaybedeceklerdi. Ancak iş projeksiyonla film izlemek olunca öğrenciler pür dikkat dersi takip ettiler. Müze içerisinde toplantının yapıldığı salonu, mebusların oturduğu sıraları, Ataürk’ün şahsi eşyalarını, o dönemdeki yazılı medyaları (Gazete (İrade-i Milliye vs…)) öğrencilere göstererek onlarla ilgili bir takım bilgiler verdim. Kongrenin öneminden, niçin kongrenin Sivas’ta yapıldığından, kongre sürecindeki gelişmelerden bahsettim. Ve en son müzede sergilenen, bir tablo halinde asılmış bulunan, kongrede yapılanlar ve alınan kararları belgesel vasıtasıyla öğrencilere anlattım. Anlatım esnasında öğrencilere sorular yöneltmeyi de ihmal etmedim. Ve mevcut soruların cevaplarını video içinde vermedim. Daha sonra ufak bir beyin fırtınası yöntemi kullanarak sorular ve cevapları üzerine çalışma yaptık. Öğrencilerin derse katılımı ve hatırlama düzeyi çok iyi idi. Ve o dersten sonra öğrencilerin öğrenme düzeyinin birazda bizim elimizde olduğunu gördüm. Şimdi birçok öğretmen arkadaşım ‘‘ne yani her konuyu anlatmak için şehir şehir gezip belgesel mi hazırlayalım’’ diyordur içinden eminim.

Tabi ki de hayır gezmeyeceksiniz. Bazen sınıf içerisinde oyunlar oynayarak öğrenecekler konuyu bazen ise materyal yaparak… Ama sevdikleri etkinliklerin içerisine yerleştirilecek verilmek istenen değerler ve bilgiler…

Ve bunu yaparken önceki öğrenmelerinden de faydalanılacak. Yeni bir şema oluşturmaktansa eski şemaların içine oturtulmuş yada onlarla ilişkilendirilmiş konular daha çok akılda kalacaktır. Ve işte bu yüzden öğrencilere öğretilecek şeyler onlara bildikleri ve sevdikleri bağlamda öğretilmelidir.

Şunu unutmayalım ki İç Anadolu Bölgesinde yaşayan bir öğretmen Antalya bölgesinde bulunan tarihi bir değeri anlatırken gidipte orda video çekemez ancak teknoloji çağındayız ve bilgiye çok kolay erişebiliyoruz. Antalyadaki bir öğretmen çektiği videoyu internet ortamında paylaşarak bunu diğer öğretmen arkadaşlarına aktarabilir. Yeter ki öğretmen arkadaşlar bir şeyler yapmak istesin. Ama gördüğüm kadarıyla hala bazıları elini taşın altına koymaktan çekiniyor, üretmiyor ve hiçbir fedakarlıkta bulunmuyor. Hala dersler düz anlatım yöntemiyle geçiyor ve öğrencilerden aslında çok şey bekleniyor. Yani şunu demek istiyorum. ‘‘Ne ekerseniz onu biçersiniz’’ yani ne verirseniz onu alırsınız.

Derslerin düz anlatım yöntemi ile geçmeyeceği, farklı öğretim yöntemlerinin derslerde kullanıldığı günleri görebilmek dileğiyle.

Mustafa DOLMAZ

14.09.2012

Yazıya Yapılan Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Sağ tık ve bazı fonksiyonlar kısıtlanmıştır. !!