Pablo Neruda – Yavaş Yavaş Ölürler …

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar.

Pablo Neruda

Tanzimat Edebiyatı ve Tanzimat Edebiyatı’nın Öncüleri

Tanzimat edebiyatının Şinasi’nin 1860 yılında Tercüman-ı Ahval’i çıkarması ile başladığı bilinir. 1895 yılına kadar devam eden Tanzimat edebiyatı bir yönüyle batılı yaşam tarzına ve batılı değerlerine dönük bir edebiyattır. Batıda var olan yaşam tarzının örnek alındığı bu dönemde batılılaşma çabası hızla topluma aksetmeye başlamıştır. Daha önceki dönemlerde epey ehemmiyete sahip olan Divan edebiyatı etkisini yitirmeye başlamış, hatta Tanzimat edebiyatı ile Fransız edebiyatında var olan edebi türlerin geliştirilmesi, Fransız edebiyatının estetik değerlerinin o günün şartlarında sosyal hayata tesiri üzerinde çalışan edebiyatçılar gazete, roman  gibi türlerin edebiyatımızda önem kazanmasında büyük pay sahibi olmuştur. Bu eserler önce batılı kaynaklardan çeviri ve taklit yoluyla edebiyatımıza girmiş olsa da sonraki dönemlerde gelişerek kendine özgü bir kimlik kazanmıştır. Özellikle Ahmet Mithat bu dönemde sosyal konulara roman ve hikayelerinde bol bol yer vermiştir.

Bu dönemin ilk göze çarpan edebi kişiliği Şinasidir. Halkın bilgi ve refah seviyesini yükseltmek gerektiği düşüncesinden hareketle gazetenin bu konuda en önemli araç olduğunu savunmuştur.Edebi dili halkın günlük yaşamda kullandığı dile yaklaştırmaya çalışmıştır. Tanzimatçıların genel bir özelliği de zaten insanların çevresinde yaşanan olayları görüp edebiyata yansıtması olmuştur. Sanatın toplum içindir anlayışı bu dönemde ağır basan görüştür. Ayrıca romantizm, naturalizm, sembolizm ve realizm gibi akımlar bu dönemde Türk edebiyatına girmeye başlamıştır.

Bu dönemin diğer önemli isimleri Ziya Paşa, Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Samipaşazade Sezai, Nabizade Nazım gibi isimlerdir. Bu isimler arasında Recaizade Mahmut Ekrem özellikle dil konusunda estetiğe önem vermiştir. Tiyatro özellikle bu dönemde oldukça büyük bir ehemmiyet kazanmış, toplumsal konular bu dönemde tiyatroya sıkça konu olmuşlardır. Şinasi’nin şair evlenmesi, Namık Kemal’in Vatan Yahut Silistre isimli eserleri bu dönemin göze çarpan tiyatro eserleridir.

alıntıdır.

Neyzen Tevfik – Hayat üç buçuk ile dört arasındadır

Yaşam üzerine fazla geldiği zaman onu zorlama,
Biraz duraksa..
Neler olup bittiğine anlam verme !
Mutlaka yanlış bir şey oldu..
Düşüncelerin ile dileklerin aynı orantıda değildi,
Ve varlığın ile buluşamadı.
Sorun yok, sadece bekle..
Güneş doğacaktır.
Rüzgar esecek ve yağmur yağacaktır.
Zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur !
İzlemeye devam et..
Şahitlik güzeldir, hem olayın dışındasındır hem de içinde.
Zorlamaya gerek yoktur, olması gereken kendiliğinden olur..
“Hayat üçbuçukla dört arasındadır.
Ya üçbuçuk atarsın, ya da dört dörtlük yaşarsın”.
Neyzen Tevfik