Mustafa Dolmaz

Tarih Kokan Şehir – Sivas

Öyle bir şehir düşünün ki tarihle iç içe. Tarihin gidişatını etkileyen etkinliklere ev sahibi yapmış ve o ev sahipliğinin izi hiç silinmemiş o şehrin dokusundan…Öyle bir şehir var mı ? diye düşünebilirsiniz hemen. Çok haklısınız gerçekten. Tarihi dokuyu korumak çok zor bir iş olsa da Sivas bunu başarmış bir şehir.

Ve bu başarım gözle görülür bir şekilde, şehrin en güzel yerinde yani tam merkezinde ziyaretçilere kapısını açmış, görülmeyi bekliyor. Daha şehre girer girmez sizi Sivas Kalesi, Kale Cami ve Kongre Müzesi (Eski Sivas Lisesi) karşılıyor. Osmanlı Dönemi’nin en güzel camilerinden biri olan Kale Cami III. Murat Han’ın veziri Mahmud Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu eser tek kubbe ile örtülmüştür. Kubbeye geçişler dışarıdan 12 gentambur ve üzerinde 16 gen kasnak ile sağlanan bu caminin iki tarafında bulunan iki taş (oyuk olan yitik taşı) o dönemde yardımlaşmanın ne kadar önemli olduğunu bize göstermektedir. O dönemde ihtiyacı olan kişiler için varlık sahipleri bu taşlara sadaka vs… bırakır, ihtiyacı olanlar ise bu taşların içinden kendi ihtiyacı kadarını alırmış. Gerçekten de harika bir yardımlaşma örneği ..

Bizi karşılayan ikinci yapı olan Kongre Müzesi (Eski Sivas Lisesi) şehre istasyon caddesinden girerken hemen sol kolunuzun üzerinde bütün ihtişamı ile adeta selamlıyor sizi. Cumhuriyetimizin tarihinde önemli bir misyona sahip olan bu yapı Sivas Kongresi’ne (4-11 Eylül) ev sahipliği yapmıştır. Sivas Müzesi 1990 tarihinden itibaren ”Sivas Atatürk-Kongre ve Etnografya Müzesi” olarak düzenlenen bu binada ziyaretçilerine hizmet vermeye devam etmektedir. Dikdörtgen planlı iki katlı olan bu yapı esas olarak 1892 yılında Mülki İdadi olarak yaptırılmıştır.

Sivas Kalesi ise yapım tarihi hâlâ bilinmeyen bir yapı olmasının yanı sıra   aşırı derecede tahrip olmuş ve kaleden günümüze hemen hemen hiç bir iz kalmamıştır. Kale taşları adeta yok olmuştur ancak Topraktepe üzerinde park olarak Sivas halkına hizmet vermektedir. Kale aşağı ve yukarı kale olmak üzere iki kısımdan oluşur. Kalenin üst kısmında çay bahçeleri ve düğün salonu vardır. Kale Roma, Bizans, Danişmend, Selçuklu, Kadı Burhaneddin Devleti ve Devlet-i Aliyye (Osmanlı Devleti) döneminde tamir edilmiştir.

Evet … Sıra geldi Gök Medrese’ye …Batı yönünde giriş kapısının yer aldığı ana portal üzerindeki kitabesinden anlaşıldığına göre 1271 yılında Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır. Taç kapısının yan sütunca başlıkları üzerinde karşılıklı olarak yazılı imzaya göre Gök medresenin mimarı Konyalı Kaluyan’dır. Gök Medrese açık avlulu dört eyvan şemasının uygulandığı iki katlı olduğu iddia edilen bir medresedir. Plastik sanatın şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme nedeniyle ışık gölge sistemi genel görünümünü etkilemektedir.

Ayrıca sırlı tuğla ve mavi çini işçilikli tuğla örgülü minarelerde taç kapıya daha da önem kazandırmaktadır. Cephenin solunda üç dilimli kemeri, iki satırlık kitabesi ve üç yönü dolaşan geometrik bordürüyle çeşmesi cepheyi daha hareketlendirmiştir. Bu hareketliliği sağ ve sol tarafta bezemeli pencereler ve bekitme kuleler tamamlamaktadır.

Medrese taç kapının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan başları doldurmaktadır. Koç, domuz, aslan, yılan, ejder başlarının tanındığı bu kompozisyonda burç işaretlerinin kast edildiği iddia edilmektedir.

Minare kaidelerinden aşağı doğru inen mermer yüzeyde büyük boyutlarda geometrik, yazı ve bitkisel motifler simetrik durumda ve plastik görünümünde yapılmıştır. Medreseye girişte sağda mescidi bulunmaktadır. Ahşap minberi sonradan yapılmıştır. Mihrabın büyük bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. çini ile kaplı olup üzerinde Ayet-el Kürsi yazılıdır.

Üçgenler ile kubbeye geçişin sağlandığı mescidin kubbesi ve etekleri de çini tezyinatlıdır. Girişin solundaki kare planlı kubbeli oda ise Dar-ül Hadis bölümüdür. ıç duvarları sıvanmıştır. üzeri açık dikdörtgen planlı iç avlunun ortasında bir havuzu olması gerekir. Bugün yapının içinde bu havuzun mermer taşları hala durmaktadır.  Anadolu’da bilinen en büyük Selçuklu havuzudur. 22 köşeli poligonil bir plana sahiptir. Avlunun kuzey ve güneyinde altı sütun üzerine inşa edilmiş bir revak kısmı bulunmaktadır. Bu revakların gerisinde küçük kapılardan hücrelere girilir. Doğu yönündeki ana eyvanı yıkılmış yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar örülmüştür. Kuzey ve güneydeki yan eyvanların içi çini tezyinatla süslüdür. En güzel yanı şehir merkezinde ve gözünüzün daima önündedir. 🙂

Veee Şifaiye Medresesi …

Taç kapısı üzerinde yer alan kitabesinde Selçuklu Sultanı I. ızzettin Keykavus tarafından 1217 M. yılında inşa ettirildiği yazmaktadır. Anadolu’daki Selçuklu tıp sitelerinin ve hastanelerin en büyük boyutlusudur. Hastane 48×68 m. ölçülerinde olup üzeri açık, iç avlusu 22×32 m. ölçülerindedir. 1768 yılında çıkarılan bir fermanla medreseye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı esnasında levazım ambarı olarak kullanılmıştır. Genç yaşta hastalanan ızzettin Kevkavus vasiyeti üzerine çok sevdiği Sivas’a yaptırdığı şifaiye’deki türbeye getirilerek 1220 yılında defnedilmiştir.

I. Izzettin Keykavus; bilgin, iyi huylu, şair bir insandı. Genç yaşta hastalanması sebebiyle tıbba ve hekimlere çok önem vermiştir. Babası III. Gıyasettin Keyhüsrev, hocası Mecdeddin Ishak, halası Gevher Nesibe, karısı Mengücekli Behram şah’ın kızı Selçuk Hatundur.

Binada taş ve tuğla malzeme karışık olarak kullanılmıştır. Selçuklu yapılarında olduğu gibi taç kapısı süslemelerine önem verilmiştir. Dışarı doğru taşıntılı taç kapı alınlığının sağında ve solunda aslan ve boğa kabartmaları yapılmıştır. Taç kapı da; pencere bordürlerinde, ana eyvan cephesinde Rumi tezyinata önem verilmiştir. Dikkatle incelendiğinde stilize çift başlı kartal ve kuş motifleri olduğu ortaya çıkar. Ana eyvanın sağında ay sembolünün içinde örgülü saçları olan bir hanım başı ve çevresinde kelime-i şahadet yazılıdır. Ana eyvanın solunda ise; bir güneş sembolü ve ortada bir erkek başı figürü yer almaktadır. Bugün bu figürler tanınmayacak haldedir. Gerek taç kapı cephesi, gerek pencereler, gerekse ana eyvan cephesi iç içe geçmiş yıldız biçiminde zarif motiflerle kaplıdır. Darüşşifa’nın güney eyvanı I. ızzettin Keykavus’a türbe olarak ayrılmış ve inşa edilmiştir. Türbe kare bir plana sahip olup ongen tuğla örgülü bir kasnağa sahip kubbe ile örtülü ve sivri külahlıdır. 1220 yılında vefat eden I. ızzettin Keykavus’un sandukasından başka, hanedanına mensup on iki mezar sandukası daha yer almaktadır. Türbe cephesi, Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Süslemede geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar, mavi, lacivert, firuze ve beyaz renkleri ile şifa hanenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır.

Bu çini süslemeyi yapanın Ahmed Bekirül Marendi olduğu sağ pencere üzerindeki alınlıkta yazılıdır. üstteki büyük çini kabartma kitabede; “Biz geniş saraylardan dar kabirlere çıkarıldık. Malın mülkün bana fayda vermedi, saltanatım mahvoldu.” Fani dünyadan ahrete yolculuk günü 617 şevvalin dördü anlamına gelen bir yazı kuşağı yer almaktadır.

1220 tarihli en eski vakfiyeye de sahip olan ve dönemin tıp öğrenimi yapılması yanında hastane olarak hizmet veren şifaiye Medresesi Selçuklu döneminin şaheserlerinden birisidir.

alıntıdır.

Yazıya Yapılan Yorumlar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Sağ tık ve bazı fonksiyonlar kısıtlanmıştır. Yazıyı temin için sayfa altına yorum bırakarak mail adresinizi yazınız !!